Anasayfa  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Reklam  |  İletişim  |  Künye  |  Site Haritası
 
video

Ölümün Çaresi Bulundu!

Selim ÇORAKLI
18 Eylül 2012 - 08:21
Okunma : 59097
Yorumlar : 0

Hayatın belki de en gerçek hâdiselerinin başında ölüm geliyor. Hayatın var olması ölümü de gerekli kılıyor.

İnsanların belki de en çok merak ettikleri şey ise yine ölümün mahiyetidir.
Peki, ölümsüz bir gerçek olan ölümün mahiyetini biliyor muyuz?
Ölüm ötesi hayatta bizleri neyin beklediğinden haberimiz var mı?
İlk insandan beri araştırılan en eski konu bu belki de!
Ölüm, ruhun bedeni terk etmesi ya da insanın bu dünyadan ahirete göç hâdisesi...
Zahirine bakıldığında ölüm alabildiğine ürkütücü..

İnsanın bütün sevdiklerinden ayrılması nasıl ürkütücü olmasın?
Peki, bu ürkütücü hâdisenin, ölümün çaresi yok mu?
Meseleye iman gözüyle bakmasını bilmeyen felsefî ve beşeri ideolojiler için ölümün çaresi yok. Ölüm onlar için bir yok oluş, bitiş, tükeniş, dağılma, inhiraf, inkıraz!..

Ya inanan insan için nedir ölüm? İnanan insan ölüme çare bulmuş mudur?
Bu soruya evet diyebilmek için elbette Allah’ın (cc) Kelâmı olan Kur’an-ı Kerim’e ve Kur’an’ın en büyük müfessiri olan Peygamber Efendimizin (sav) hadislerine bakmak gerekir.

Evet, Kur’an ve Sünnete baktığımızda ölümün çaresinin daha ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (as) ile ilân edildiğini görüyoruz.
Ölümün çaresi hayata, ölüme ve ölüm sonrasına iman nazarıyla bakmaktadır. İman insana uzun bir yolculuğa çıkmış yolcu nazarıyla bakar. İslâm dini bize bu yolculuğun nasıl olduğunu mana itibarîyle şöyle beyan eder:
“İnsan bir yolcudur. Allah’ın ilminden ruhlar âlemine, ruhlar âleminden anne karnına, anne karnından çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan ölüm ve kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Bütün bu hayatlarda kendisine lâzım olacak olanlar, Malikü’l-Mülk olan Allah (cc) tarafından kendisine verilmiştir. Fakat insan o levazımatı, cahilliğinden dolayı tamamen bu fani hayata sarf ediyor. Hâlbuki kendisine verilen malzemelerin en az onda birini dünyevî hayata, dokuzunu ise baki hayata sarf etmesi gerektir.”

Evet, inanmış insan için ölüm bir bitiş değil başlangıçtır. Yok oluş değil gerçek vatana kavuşmadır. Sevdiklerinden ayrılış değil, önden giden sevgililere kavuşmadır. İman nuru ile bakan insan ölümü ve kabri karanlıklı bir kuyu ağzı değil, nurâniyetli âlemlerin kapısı olarak görür. İman nazarıyla bakıldığında dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nispeten bir zindan hükmündedir. Zaten Peygamber Efendimiz de (sav) “Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.” buyururken insanların ahiretteki mekânlarının bu dünyaya nispetini bizlere göstermek istemiştir.

Bu dünya bir misafirhanedir. Her günde ölüme giden binlerce insan cenazeleriyle " Ölüm Haktır” hükmünü teyit ediyorlar. Bütün insanlar bir araya gelse ölümü öldürebilmeleri mümkün müdür? Madem ölümü öldürmek mümkün değildir. O halde ölüme hazırlıklı olmak gerekir.

Ölüm insana Allah (cc) dedirtir. Ölüm anında (Sekeratta) Allah Allah yerine; hangi top, hangi tüfek, hangi dünyevî mal ve mülk yaşanan sıkıntıları giderebilir? Ölüm gelirken düşülen ümitsizliği kim mutlak bir ümide çevirebilir?
Madem ölüm var, kabre girilecek; bu geçici hayat gidiyor, ebedi bir hayat geliyor. Bir defa dünya malı için çalışılırsa; bin defa hatta milyon defa ahiret için çalışmak ve ölürken Allah Allah diyebilmek gerekmez mi?
Evet, insan iman nuruyla ölüme baktığında zahiri olarak görünen o ürkütücülük yerini derin bir teslimiyete bırakıyor ve ölümün mahiyeti de değişiyor.
Niyet ve nazar eşyanın mahiyetini değiştirir. Ölüme bakış açısı da onun ürkütücü mahiyetini değiştiriyor ve insana şöyle bir bakış açısı getiriyor:
“Ölüm, zahiren göründüğü gibi dehşetli değil. İman edenler için ölüm, hayat vazifesindeki külfetten kurtulmaktır. Dünya zindanından ahiret bahçelerine bir davetiyedir. Önden giden dostlara kavuşma mekânıdır. Allah’ın (cc) fazlından ve kereminden bu dünyada yapılan hizmetlere karşılık ücret alma yeridir.”
Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir başlangıcı nazarıyla bakmak gerektir.
Ancak Allah’a (cc) ve ahirete iman ölüme farklı bir cehre giydirebilir. İnanan insan ölümün bu yüzünü gördüğünde “Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun” diyebilir.
Evet, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (as) ile ölümün mahiyeti değişmiş ve inanlar için ürkütücü olmaktan çıkmıştır.

Ölümden asla kaçış yoktur. Şimdiye kadar da kimse kaçamamıştır. Öyleyse kaçışı mümkün olmayan bu hayatın en büyük gerçeğinin mahiyetini bilerek ona hazırlanmalı değil miyiz?

Rabbimiz Kerim Kitabımızda, “Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak Kıyamet Günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim Cehennem’den uzaklaştırılıp Cennet’e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir...” (Al-i İmran, 185) buyurarak ölümden kaçışın olamayacağı gerçeğini bize hatırlatıyor.
Evet, ölüm hayattan daha büyük bir gerçek:
“Biz Allah’ın kullarıyız ve ona döneceğiz..” (Bakara 156)
Sırası ve vakti gelen için ne bir dakika ileri, ne bir dakika geri kalmak mümkün değil...
Hayatı verene teşekkür eden inanan insan, gerçek yurdun kapısı manasına gelen ölümü verene de teşekkür eder. Kur’an birçok ayetiyle inanan insana ölümün tıpkı hayat gibi bir nimet olduğunu beyan eder. İman insana ölümün gerçek mahiyetini gösterir ve mana olarak şöyle der:
“Ey insan! Ölümden korkma. Çünkü ölüm seni bu fani hayattan alarak baki bir âleme götürür. Onun için sizlere müjde! Ölüm; idam, hiçlik, yokluk, ebedi ayrılık ve tesadüf değildir. Ölüm her türlü fiilin faili olan ve Rahman ve Rahim’iyetiyle her şeyi kuşatan Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından gerçekleştirilen bir mekân değiştirmedir. Ölüm ötesi hayat inanan insanlar için rahata ve rahmete kavuşma yeridir.”

Büyük şair Allâme İkbal’in ölüm hakkında söyledikleri de muhteşemdir:
“İnanan için ölüm yoktur. Ölüm dünyadan ahirete doğma vaktidir. Ölüm dediğimiz hadise mekân değiştirmek ise, biz buradaki ölümümüzle dördüncü mekânımızı değiştiriyoruz. Zira Allah’ın (cc) ilminden Kudretin tecellisi ile önce ruhlar âlemine, oradan anne karnına, oradan dünyaya doğduk. Sonunda da dünyadan ahirete doğuyoruz.”

Ölüm mekân değiştirme ve doğum ise, niçin korkalım ki?
Ölüme gerçek âlemin kapısı olarak bakan için en güzelini büyük şair Necip Fazıl demiş:
“Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber.”
Evet, ölüm hiç güzel olmasaydı, kâinat yüzü suyu hürmetine yaratılan Efendimiz (sav) ölüm denilen o kapıdan geçer miydi?
“Ecel takdir edilmiştir, zamanı değişmez.” Zamanı gelince ne bir dakika ileri ne bir dakika geri kalmak kimsenin elinde değil.
O zaman bize düşen, Rabbimizin emanet olarak verdiği bu hayatı, O’nun yolunda harcamak, nihayetlendirirken de O’nun yolunda harcamasını bilmektir.
Allah (cc) yolunda ölmek ise ölümlerin en güzeli olan şehitliği kuşanmaktır. Zaten şehitliği kuşananlar için ölümün olmadığını,şehidin ölümsüzlük kazandığını ayet bize haber vermiyor mu?:
“Allah yolunda öldürülenlere ölüler etmeyiniz. Zira onlar diridirler ve Rableri katından rızıklanırlar.”
Rabbim hepimize Allah (cc) yolunda mücadele ederken ölümü nasip etsin...
Şair ne güzel demiş:
“Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm;
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm?”
Ölüm, inanan insanlar için aynı zamanda müthiş bir nasihattir. “Lezzetleri açılaştıran ölümü çok çok zikredin.” diyen Kâinatın Efendisi (sav) ölümden ibret almamız gerektiğini bizlere öğüt verir.

Ölüm aynı zamanda insanlık için büyük bir nimettir. Çünkü ölüm, ebedi saadetin başlangıcı olduğu için nimet sayılır. Nimetin başlangıcı da nimettir. Nitekim vacibin başlangıcı vacip; haramın başlangıcı da haramdır.
Aklı başında olan insan, ne dünya işlerinden kazandığına sevinir ve ne de kaybettiği şeye üzülür. Zira dünya durmuyor yaratıldığından beri hiç durmuyor. Her gün inmesi gereken yolcularını boşaltıp yenilerini alıyor. Bütün insanlar da bu dünya bineğinin yolcusudur ve durakları geldiğinde onlar da inecektir. İnsanın baki ömründeki göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde çalışmalarına bağlıdır.

Nasihat mi istersin? Efendiler efendisi Hz. Muhammed (sav) nasihat için, “Sana nasihat edici olarak ölüm yeter.” buyurmuştur. Yine, “Ey insanlar! Ölmezden önce Allah’a (cc) tevbe edin. Musibet, hastalık, yaşlılık gibi ağır meşguliyetlere düşmezden önce salih ameller işlemede acele edin. Çok zikir ederek, gizli ve açık çok sadaka vererek Allah’a (cc) karşı üzerinizdeki borcu ödeyin ki bol rızka, ilâhî yardım ve zafere, halinizin ıslahına mazhar olasınız.” diye bizleri uyaran da yine Peygamber Efendimiz’dir.

Rabbim hepimizi iman eden, imanın lâzımı olan salih ameli işleyen, ölümü nasihatçi olarak kabul eden ve ondan yeterince öğüt ve ibret alanlardan eylesin.

 
  Yorumlar


Henüz kayıtlı yorum yoktur ....

icon BAYBURT REHBERİ
icon Önemli Telefonlar icon Siyaset icon Tarihçe
icon Vakıf ve Dernekler icon Coğrafi Yapı icon Ekonomi
icon Gezilecek Yerler icon Şairler icon Spor
icon Dede Korkut icon Sanatçılar icon Türküler
icon Kitaplar icon Yemekler icon Barlar
icon Yerel Kıyafetler icon Bayburt Taşı icon Oyunlar
icon Nöbetçi Eczaneler icon Sağlık icon Eğitim

 Köşe Yazıları
 
 Foto Galeri
 
 Video Galeri